Sohbet muhabbet sohbet, sohbet odası
Sohbet, Sohbet Odası sohbet, sohbet odası


  • Konu İçeriğini Görebilmek İçin Lütfen Üye Olun. Aksi Takdirde İçeriği Göremezsiniz.

Dil Devrimi

[ZF] Konu Bilgileri

Konu Hakkında Merhaba, tarihinde Türkçe-Edebiyat kategorisinde Very_SweeT tarafından oluşturulan Dil Devrimi başlıklı konuyu okuyorsunuz. Bu konu şimdiye dek 80 kez görüntülenmiş, 0 yorum ve 0 tepki puanı almıştır...
Kategori Adı Türkçe-Edebiyat
Konu Başlığı Dil Devrimi
Konbuyu başlatan Very_SweeT
Başlangıç tarihi
Cevaplar
Görüntüleme
İlk mesaj tepki puanı
Son Mesaj Yazan Very_SweeT

Very_SweeT

Kardelen Çınar
Üye
Katılım
29 Ağu 2020
Mesajlar
5
Tepkime puanı
56
Puanları
48
Yaş
32
Konum
İstanbul/izmir
Burç
Akrep
Mesleği
Sağlık Yönetimi/ Yönetici

İtibar:

Dil Devrimi
dil devriminin nedenleriDil Devrimi, 12 Temmuz 1932 tarihinde Türk Dili Tetkik Cemiyeti’nin (şimdiki Türk Dil Kurumu) kuruluşu ile başlayan ve dilimizi tarihî dönemlerin getirdiği pürüzlerden arındırarak, sağlıklı bir gelişme rayına oturtma yönündeki çalışmaların tümüne verilen addır. Başka bir anlatımla, İstiklâl Savaşı’nın kazanılmasından ve Cumhuriyet rejiminin kurulmasından sonra, Atatürk’ün gerçekleştirdiği ulusal temeldeki sosyal yenileşme hareketlerinin dille ilgili bölümüdür.

Atatürk, kurduğu devletin yapısını, bir yandan Türk toplumunun tarihî şartlardan kaynaklanan sosyal ihtiyaçlarını karşılama, bir yandan da geleceğini sağlam temeller üzerine yerleştirme amacı güden bir yenilikçi olduğu için, gerçekleştirdiği devrimlerin bir tarihî dayanağı bir de geleceğe uzanan yönü vardır. Bu nedenle Atatürk devrimlerinin tarihî dayanağını ve fikir temellerini bilmeden onları gerektiği gibi kavramak mümkün değildir.

Osmanlı Devleti’nin içinde bulunduğu siyasî ve sosyal şartlar ile geçirdiği felâketler dizisini yakından izlemiş olan Mustafa Kemal, imparatorluğun yıkılışının büyük çapta kökleri sosyal temellere dayanan çöküntülerden ileri geldiğini biliyordu. Avrupa XV. yüzyıldan başlayarak Rönesans ve Reform hareketleriyle fikir alanında büyük gelişmeler gösterirken, Osmanlı Devleti, bağlı bulunduğu siyasî yapı ve dogmatik şeriat düzeni yüzünden kendi içine kapandığı ve çağın gelişmelerine ayak uyduramadığı için XVI. yüzyıldan sonra hızla gerileme sürecine girmiş bulunuyordu. 1839’da Tanzimat’la başlatılan Batılılaşma hareketi de beklenen verimi sağlayamamıştı. Bu dönemde yapılan düzeltme denemeleriyle çözüm bekleyen sosyal sorunlara kısmî çareler aranmış; ama bunları toplum yapısına sindirecek köklü önlemler alınamadığı için olumlu sonuçlara ulaşılamamıştı. Bu nedenledir ki, Mustafa Kemal Atatürk, Cumhuriyet’in ilânından sonra, Türk milletinin bağımsızlığını bir bütün olarak ele almış ve sosyal yenileşme niteliğindeki devrimleri de bu bağımsızlık bütününün birbirine bağlı halkaları olarak kabul etmiştir. Bu bakımdan, Türkiye Cumhuriyeti’nin dayandığı devlet felsefesi ile yapılan devrimlerin dayandığı fikir temelleri arasında tam bir koşutluk vardır.




Atatürk devrimlerinin temelinde yatan ana fikir, Türkiye Cumhuriyeti’nin millet ve devlet varlığını dünya durdukça yaşatacak ve rejimin de güvencesi olacak sağlam temellere oturtma anlayışıdır. Tek kelime ile, çağdaş değerlere sahip bir Türk toplumu yaratma yani çağdaşlaşmadır. Bu hedef, Atatürk’ün şu sözleriyle dile getirilmiştir: “Yaptığımız ve yapmakta olduğumuz inkılâpların gayesi, Türkiye Cumhuriyeti halkını tamamen asrî ve bütün mânâ ve eşkaliyle (tam anlamıyla) medenî (çağdaş) bir hey’et-i içtimaiye (toplum) hâline isal etmektir (getirmektir). İnkılâbımızın umde-i asliyesi (temel ilkesi) budur.”

İşte aynı durum Türk dili yani Türkiye Türkçesi için de söz konusudur. Türk dilinin böyle bir yönlendirmeyi neden gerektirmiş olduğu sorusuna verilecek cevap da yine dilimizin geçirdiği tarihî alın yazısı ile ilgilidir.
 
Üst Alt